Maltepe'de Korku Dolu Sabah: Beton Yığınlarının Arasında Can Pazarı
İstanbul'un en eski ve yoğun nüfuslu yerleşim yerlerinden biri olan Maltepe ilçesinde bu sabah saatlerinde yaşanan korkunç olay, megakentin yapı stoku gerçeğini bir kez daha tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi. Sabah saat 08:30 sularında, vatandaşların işe ve okula gitmek üzere yola çıktığı en hareketli anlarda, Cevizli Mahallesi'nde bulunan 5 katlı ve 14 daireli eski bir apartman, büyük bir gürültüyle adeta iskambil kağıdı gibi kendi içine çöktü. Olay anında gökyüzünü kaplayan devasa toz bulutu ve çevreyi saran panik dalgası, deprem gerçeğiyle yaşamaya çalışan İstanbulluların en derin kabuslarını tetikledi. Çökmenin hemen ardından bölgeye sevk edilen AFAD, UMKE, İtfaiye ve sağlık ekipleri, enkaz altında kaldığı değerlendirilen vatandaşlara ulaşmak için adeta zamanla yarışan bir operasyon başlattı.
Olay yerine ulaşan ilk arama kurtarma ekiplerinin termal kameralar ve sismik dinleme cihazlarıyla yürüttüğü titiz çalışmalar, krizin boyutunu ve durumun vehametini gözler önüne seriyor. İlk belirlemelere göre binanın çökmesi esnasında içeride en az 12 kişinin bulunduğu tahmin edilirken, ekiplerin yoğun çabası sonucu şu ana kadar 4 kişi yaralı olarak enkaz altından çıkarılıp Kartal Lütfi Kırdar Şehir Hastanesi'ne sevk edildi. Enkaz çevresinde toplanan bina sakinlerinin yakınları ve mahalleli, çaresizlik ve gözyaşları içinde gelecek umutlu bir haberi beklerken, güvenlik güçleri ikinci bir çökme riskine karşı etraftaki 3 binayı da acil olarak tahliye edip mühürledi. Herhangi bir sarsıntı veya dış müdahale olmaksızın, tamamen kendi ağırlığına yenik düşerek çöken bu bina, megakentteki yapı güvenliği krizinin geldiği son noktayı işaret ediyor.
Geçmişten Gelen İhmaller Zinciri ve İmar Barışı Tartışmaları
Bu elim hadisenin tarihsel arka planına inildiğinde, aslında facianın göstere göstere geldiğini söylemek hiç de abartılı bir yorum olmayacaktır. Çöken binanın yapım yılının 1992 olduğu ve o dönemin denetimsiz inşaat furyası içerisinde, standart dışı malzemelerle inşa edildiği ortaya çıktı. Özellikle deniz kumu kullanımının yaygın olduğu, nervürsüz demirlerin paslanarak korozyona uğradığı o karanlık inşaat döneminin izlerini taşıyan bu yapı, yıllar içerisinde defalarca kentsel dönüşüm gündemine gelmesine rağmen bir türlü yenilenemedi. Bina sakinleri ile müteahhit firmalar arasında metrekare paylaşımları üzerinden süregelen sonu gelmez anlaşmazlıklar, ekonomik krizin getirdiği yüksek inşaat maliyetleri ve kiraya çıkma korkusu, insanların adeta kendi tabutlarının içinde yaşamaya devam etmelerine neden oldu.
Öte yandan, çöken bina ile ilgili ortaya atılan iddialar, Türkiye'nin kanayan yarası olan "İmar Barışı" uygulamalarını yeniden tartışmaya açtı. İddialara göre, orijinalinde 4 katlı olarak projelendirilen binaya, ilerleyen yıllarda tamamen kaçak olarak 1 kat daha çıkılmış ve bu kaçak eklenti, çıkarılan imar aflarından faydalanılarak yapı kayıt belgesiyle yasal bir statüye kavuşturulmuştu. Temeli ve taşıyıcı kolonları halihazırda çürümüş olan bir yapıya bindirilen bu fazladan tonlarca beton yükü, binanın statiğini tamamen bozarak bugünkü çöküşün en büyük hızlandırıcısı oldu. Rant ve oy kaygısıyla hayata geçirilen bu yasal düzenlemelerin, mühendislik bilimini hiçe saydığında nasıl ölümcül sonuçlar doğurduğu, Maltepe'deki bu beton yığınının altında bir kez daha acı bir şekilde ispatlanmış oldu.
Uzmanlardan Kan Donduran Uyarı: "Bu Çöküş Sadece Bir Fragman"
Yaşanan bu sarsıcı olayın ardından bilim insanları ve mühendislik odaları, televizyon ekranlarından ve sosyal medya üzerinden peş peşe kan donduran uyarılarda bulunmaya başladı. Konuyla ilgili basın mensuplarına açıklamalarda bulunan İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) İstanbul Şube Başkanı Prof. Dr. Kemal Vural, tehlikenin boyutunu şu çarpıcı ifadelerle özetledi: "Bugün Maltepe'de gördüğümüz bu tablo, maalesef beklenen büyük Marmara depreminin bir simülasyonu bile değildir; bu sadece, yapı stokumuzun ne kadar çürük olduğunun küçük bir fragmanıdır. İstanbul'da an itibarıyla hiçbir sismik hareketliliğe ihtiyaç duymadan, sırf ayakta durmaktan yorulduğu için kendi kendine çökmeye hazır en az 40 bin riskli yapı bulunuyor. Eğer kentsel dönüşüm sürecini vatandaşın metrekare pazarlığına ve müteahhidin insafına bırakmaya devam edersek, bu tabutlukların içinde on binlerce insanımızı kaybetmeye mahkumuz."
Uzmanların bu net ve ürkütücü tespitleri, kentsel dönüşüm yasalarının sil baştan, çok daha radikal ve devletçi bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini gösteriyor. Zemin etütlerinin yapılmadığı, beton dayanım sınıfının günümüz standartlarının çok altında olduğu bu eski binalar, artık bir mülkiyet hakkı tartışması olmaktan çıkıp doğrudan bir halk sağlığı ve ulusal güvenlik meselesine dönüşmüştür. Ekonomik şartların zorluğu nedeniyle kentsel dönüşüme giremeyen dar gelirli vatandaşlar için merkezi hükümet ve yerel yönetimlerin derhal devasa bir finansman modeli oluşturması, riskli binaların mülkiyet sahiplerinin rızası dahi aranmadan tahliye edilerek yıkılması, alanında uzman akademisyenlerin en çok üzerinde durduğu acil eylem planlarının başında geliyor.
Yargı Harekete Geçti: Sorumlular İçin Başlatılan Hukuki Süreç
Enkaz alanındaki arama kurtarma faaliyetleri tüm hızıyla devam ederken, devletin adli mekanizmaları da olayın sorumlularını yargı önüne çıkarmak için düğmeye bastı. İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı, binanın çökmesiyle ilgili "taksirle birden fazla kişinin yaralanmasına ve ölümüne neden olma" ile "imar kirliliğine neden olma" suçlarından geniş çaplı ve resen bir soruşturma başlattığını kamuoyuna duyurdu. Soruşturma kapsamında, binanın 1990'lı yıllardaki ilk müteahhidi, yapı denetim süreçlerinde imzası bulunan dönemin belediye yetkilileri ve kaçak kata imar affı belgesi almak için başvuran kişiler hakkında yakalama ve gözaltı kararları çıkarıldığı bildirildi. Polis ekipleri, şüphelilerin adreslerine eş zamanlı operasyonlar düzenlerken, belediye arşivlerindeki bina dosyasına ve ruhsat kayıtlarına da savcılık talimatıyla el konuldu.
Ancak Türkiye'nin geçmişteki benzer acı tecrübeleri, bu hukuki sürecin uzunluğu ve caydırıcılığı konusunda kamuoyunda derin şüpheler barındırıyor. Gerek Zümrüt Apartmanı faciası, gerekse yakın tarihteki büyük depremlerde yıkılan sitelerin dava süreçleri göz önüne alındığında; asıl sorumluların genellikle "zamanaşımı", "taksir" veya "iyi hal" gibi hukuki boşluklardan faydalanarak çok cüzi cezalarla kurtulduğu bilinen bir gerçek. Toplumsal vicdanı rahatlatacak ve gelecekteki olası faciaların önüne geçecek tek yolun, bu tür imar cinayetlerini işleyen müteahhitlerin ve onlara göz yuman kamu görevlilerinin "olası kast" suçlamasıyla, en ağır cezai yaptırımlara çarptırılması olduğu hukukçular tarafından ısrarla vurgulanıyor. Aksi takdirde, üç gün sonra unutulacak bu olayın ardından yeni rant projeleri ve kaçak katlar megakenti zehirlemeye devam edecektir.
Nededine Yorumu:
İstanbul'da bir bina daha "Ben artık dayanamıyorum, pes!" diyerek kendi kendine yerle yeksan oldu ve biz yine ekran karşısında şaşırmış gibi yapma oyunumuzu mükemmel bir şekilde sahneledik! İşin en trajikomik tarafı, ortada ne bir deprem var, ne bir fırtına; bina sadece yorgunluktan ve içine tıkıştırılan o muhteşem deniz kumundan illallah edip intihar etmiş durumda. Yıllarca müteahhitle "Benim salonum beş metrekare daha büyük olsun, aman balkonum küçülmesin" diye kıran kırana pazarlık yapan, sonra da üstüne bir kaçak kat daha çıkıp devletin imar affıyla bunu "müjde" diye kutlayan zihniyet, bugün o betonların altında yaşam mücadelesi veriyor. Yetkililerin her çöküntü sonrası olay yerine gelip "Gereken yapılacaktır" demesinden o kadar yorulduk ki; bari bir sonraki binaya önceden haber verin de, çökerken tozu dumana katıp trafiği tıkamasın, zira bu şehirde insan canından çok trafik sıkışıklığı dert ediliyor!
