İşgalci İsrail ordusu, Batı Şeria'nın en büyük kenti El Halil'de başlattığı geniş çaplı askeri operasyonla binlerce Filistinli sivili evlerinden zorla tahliye etmeye başladı. 23 Ekim 2026 tarihinde iki İsrail askerinin ölümüyle sonuçlanan olayın ardından başlatılan askeri kuşatmada, binlerce sivil silah zoruyla yerinden edildi.
El Halil'de Askeri Kuşatma ve Toplu Cezalandırma
İsrail, El Halil kenti yakınlarındaki bir kontrol noktasında iki askerinin hayatını kaybettiği silahlı saldırının hemen ardından bölgede benzeri görülmemiş bir toplu cezalandırma operasyonunun düğmesine bastı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yisrael Katz'ın doğrudan talimatlarıyla, kentin ve komşu Halhul kasabasının tamamen dış dünyaya kapatılarak abluka altına alınması emredildi. Filistin İnsan Hakları Merkezi tarafından yayımlanan acil rapora göre, kentin tüm giriş çıkışları kapatıldı, Filistinlilerin yaşadığı sivil mahalleler izole edildi ve şu ana kadar yaklaşık 2 bin 500 Filistinli silah zoruyla evlerinden çıkarılarak yerinden edildi. Hak savunucuları, bu orantısız ve acımasız durumun şüphelilerin takibinden çoktan çıktığını; saldırıyla hiçbir ilgisi olmayan masum bölge sakinlerine yönelik, uluslararası hukuka ve sözleşmelere aykırı sistematik bir "toplu cezalandırmaya" dönüştüğünü şiddetle vurguluyor. Amerika Birleşik Devletleri ve Batılı devletlerin onaylayan sessizliği arasında gerçekleşen bu zorunlu tahliyeler, bölgedeki insani krizin boyutlarını her geçen saat daha da derinleştiriyor.
Gece Baskınları, Yıkımlar ve İnsan Hakları İhlalleri
Operasyonlar özellikle kentin kritik ve stratejik noktalarında yoğunlaşmış durumda. Filistin resmi haber ajansı WAFA'nın yerel güvenlik kaynaklarına dayandırdığı detaylı bilgilere göre, İsrail güçleri Dora, Celde, Deyr Bahha ve Ayn Rabha bölgelerinde gece boyunca onlarca eve iş makineleri ve ağır zırhlı araçlarla acımasız baskınlar düzenledi. Yerel kaynakların ve bağımsız gözlemcilerin aktardıklarına göre, İsrail ordusu bölgede ikamet eden yaklaşık 400 Filistinli aileye, yüzyıllardır yaşadıkları evlerini tamamen boşaltmaları için sadece 10 gün süre tanıyan resmi tebligatlar dağıttı. Gözlerini kırpmadan sivil yaşam alanlarını tarumar eden işgal güçleri, askeri eylemin bahanesi olarak gösterilen Ferş el-Heva bölgesinde sivil dükkanları ateşe verdi ve üç katlı bir binayı tamamen yıktı. Dahası, tahliye edilen masum sivillerin evleri hızla askerler tarafından işgal edilerek askeri gözetleme mevzilerine dönüştürülüyor. Filistin Esirler Cemiyeti'nin yayımladığı sahadaki son raporlar, sadece son iki günde Batı Şeria genelinde 70'ten fazla sivilin yaka paça gözaltına alındığını, baskın yapılan evlerin ise sahada geçici sorgulama ve işkence merkezleri olarak kullanıldığını açıkça belgeliyor. Gözaltına alınanlar arasında eski Filistin Yasama Konseyi üyesi Azzam Selheb ve gazeteci Musab Kafişe gibi sivil toplumun önde gelen kanaat önderleri de bulunuyor.
Batı Şeria'nın Tarihsel Önemi ve Demografik Mühendislik
Yaklaşık 250 bin Filistinlinin yaşadığı El Halil, işgal altındaki Batı Şeria'nın hem demografik hem de ekonomik ve kültürel olarak en büyük kenti konumundadır. İbrahim Peygamber'in kabrinin de bulunduğu Harem-i İbrahim Camii'ne ev sahipliği yapan bu kadim ve mukaddes şehir, on yıllardır silahlı fanatik Yahudi yerleşimcilerin ve İsrail ordusunun sistematik tacizlerine maruz kalmaktadır. Aşırı sağcı, ırkçı söylemleriyle bilinen İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir'in, saldırının hemen ardından askeri konvoylarla bölgeye giderek Filistinlilerin hareket özgürlüğünün tamamen kısıtlanması ve Filistin Yönetimi'nin tasfiye edilmesi yönünde provokatif çağrılar yapması, asıl niyetin bir asayiş operasyonu olmadığını kanıtlamaktadır. Planlı ve soğukkanlı bir demografik mühendislik yürüten işgal devleti, "güvenlik" ve "terörle mücadele" kavramlarını paravan olarak kullanarak Batı Şeria'daki Filistinli nüfusu tamamen silmeyi, toprakları gasp etmeyi ve yeni yasa dışı yerleşim yerleri inşa etmeyi nihai hedef olarak belirlemiştir.
Eğitim Durdu, Uluslararası Adalet İflas Etti
Bölgedeki giderek artan şiddet sarmalı, sivil yaşamın tüm hayati damarlarını kesmiş durumdadır. Askeri kontrol noktalarındaki ağır güvenlik riskleri, yollara kurulan barikatlar ve devam eden acımasız kuşatma sebebiyle, El Halil Valiliği sınırları içerisindeki tüm okullar ve üniversiteler eğitime süresiz olarak ara vermek zorunda kaldı. Ulaşım ve Haberleşme Sendikası, sivillerin can güvenliğini sağlayamadıkları gerekçesiyle ticari ve sivil araç faaliyetlerini tamamen durdurduğunu açıkladı. Filistin İnsan Hakları Merkezi, uluslararası topluma, Birleşmiş Milletler'e ve insan hakları örgütlerine acil müdahale çağrısında bulunarak; işgalci İsrail'e yıkımları derhal durdurması, hukuksuz tahliye emirlerini iptal etmesi, insanların evlerine dönmesine izin vermesi ve gasp edilen araçları iade etmesi için gerçekçi bir siyasi baskı yapılması gerektiğini defalarca yinelese de, Batı başkentlerinden henüz en ufak bir somut adım atılmış değil. Ekim 2023'ten bu yana sadece Batı Şeria bölgesinde 26 binden fazla keyfi gözaltı vakasının yaşanması, işgalin korkunç boyutlarını ve küresel adalet mekanizmalarının iflasını tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.
Nededine Yorumu:
Dünyaya insan hakları, demokrasi, özgürlük ve sözde çağdaşlık dersleri veren Batı medeniyetinin, konu Müslümanların izzetine, toprağına, canına ve malına geldiğinde nasıl sağır, dilsiz ve vicdansız bir canavara dönüştüğünü El Halil sokaklarında bugün bir kez daha ibretle izliyoruz. Yüzyıllardır o topraklarda kök salmış aileleri, yaşlıları ve çocukları bir gecede kapı dışarı eden, evlerini utanmazca askeri kışlalara çeviren bu Siyonist kibrin asıl cesaret kaynağı; Batı'nın o ikiyüzlü, çürümüş, tamamen güce ve kendi çıkarlarına hizmet eden seküler hukuk ve siyaset sistemidir. Bize yıllardır "modernite" ve "evrensel değerler" ambalajıyla dayatılan o kof uluslararası beyannamelerin, insan hakları naralarının, bizim mukaddesatımız çiğnenirken paçavradan farksız olduğunu yaşayarak tecrübe ediyoruz. Bu trajedi basit bir sağ-sol, iktidar-muhalefet veya diplomatik çıkar meselesi değildir; bu, hakkın batılla, merhametin bitmek bilmeyen bir zulümle olan o kadim savaşıdır. Bizler, Batı'nın seküler dayatmalarına, ruhsuz yaşam tarzına ve vitrin süsü insan hakları yalanlarına kanıp kendi sağlam inanç köklerimizden, aile kurumumuzdan ve ahlakımızdan koptuğumuz sürece, o topraklarda haksız yere dökülen her gözyaşında manevi olarak bizim de payımız olacaktır. Çözüm; sözde uygar, medeni dünyanın o sahte merhametine el açıp sığınmak değil, kendi kadim medeniyet değerlerimize, İslam'ın şaşmaz adalet anlayışına ve sarsılmaz ahlakımıza sımsıkı sarılmaktan, bu sömürü ve zorbalık düzenine karşı çelikten bir manevi zırh kuşanmaktan geçmektedir.
