Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 21 Ekim 2026 tarihinde Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde mevkidaşını Ankara'ya davet etti. İletişim Başkanlığı tarafından yapılan resmi açıklamaya göre Erdoğan, Aliyev'i Türk Devletleri Teşkilatı 13'üncü Zirvesi için Türkiye'ye çağırdı. İki liderin görüşmesinde bölgesel gelişmeler ve ikili ilişkiler masaya yatırıldı.
Telefon Görüşmesinin Ana Gündemi ve Kardeşlik Hukuku
Türkiye ve Azerbaycan arasındaki en üst düzey diplomatik temaslardan biri olan bu telefon görüşmesi, bölgedeki kritik gelişmelerin gölgesinde gerçekleşti. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı kaynaklarının aktardığı bilgilere göre, görüşmenin merkezinde Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ikili ilişkilerin daha da derinleştirilmesi yer aldı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye ile Azerbaycan'ın "kardeşlik hukukundan" aldığı güçle işbirliğini her alanda daha ileri seviyelere taşıyacağını net bir dille ifade etti.
Görüşmenin bir diğer önemli gündem maddesi ise Azerbaycan'ın bağımsızlık yıl dönümüydü. Erdoğan, Azerbaycan'ın bağımsızlığının 35'inci yıl dönümünü tebrik ederek, Bakü yönetiminin bölgesel istikrardaki rolüne dikkat çekti. Bağımsızlık sonrası geçen 35 yıllık süreçte iki ülke, askeri, ekonomik ve kültürel bağlamda eşine az rastlanır bir entegrasyon modeli sergiledi. Bu kutlama mesajının hemen ardından gelen resmi davet, Ankara'nın Kafkasya politikasındaki stratejik önceliklerini bir kez daha teyit etmiş oldu.
Türk Devletleri Teşkilatı 13'üncü Zirvesi'nin Önemi
İlham Aliyev'in davet edildiği Türk Devletleri Teşkilatı 13'üncü Zirvesi, sadece iki ülke için değil, tüm Avrasya jeopolitiği için büyük bir önem taşıyor. Ankara'da düzenlenecek olan bu zirve, üye ülkeler arasındaki ekonomik entegrasyonu, enerji koridorlarının güvenliğini ve ortak savunma stratejilerini belirleyecek ana platform konumunda bulunuyor. Teşkilatın son yıllarda genişleme eğilimi göstermesi ve uluslararası bir aktör olarak ağırlığını artırması, Ankara ve Bakü'nün ortak vizyonu sayesinde mümkün oldu.
Özellikle küresel enerji krizleri ve tedarik zincirlerindeki kırılmalar göz önüne alındığında, Hazar Denizi üzerinden Avrupa'ya uzanan enerji hatlarının güvenliği, zirvenin en kritik başlıklarından biri olacak. Erdoğan'ın bu zirveye Aliyev'i bizzat davet etmesi, "İki devlet, tek millet" şiarının sadece sözde kalmadığını, kurumsal bir entegrasyonla taçlandırıldığını uluslararası topluma gösterme amacı taşıyor.
Arka Plandaki Diplomatik Gerilim ve İstenmeyen Kişi Krizi
Resmi açıklamalarda "kardeşlik" vurgusu öne çıksa da, bu telefon görüşmesinin perde arkasında son günlerde yaşanan ciddi bir diplomatik krizin etkilerini onarma çabası da yatıyor. Yakın zamanda Azerbaycan yönetimi, ülkedeki başörtüsü tartışmaları ve iç siyasete müdahale iddiaları nedeniyle aralarında Yeniden Refah Partisi lideri Fatih Erbakan'ın da bulunduğu 31 Türkiye Cumhuriyeti vatandaşını "istenmeyen kişi" (persona non grata) ilan etmişti.
Bakü hükümeti, alınan bu sert kararın gerekçesi olarak söz konusu kişilerin Azerbaycan'ın "egemenliğine ve anayasal düzenine yönelik" açıklamalarını ve sosyal medya paylaşımlarını göstermişti. Laiklik ve dini pratikler üzerinden başlayan bu tartışma, iki ülkenin sivil toplumları ve siyasi elitleri arasında soğuk rüzgarlar estirmişti. Diplomatik kaynaklar, Erdoğan'ın telefon diplomasisinin, bu krizin daha da büyümesini engellemek ve ilişkilerin stratejik doğasına zarar vermesinin önüne geçmek için yapılmış kritik bir hamle olduğunu belirtiyor.
İkili İlişkilerde Şuşa Beyannamesi'nin Rolü
Yaşanan dönemsel siyasi krizlere rağmen, Türkiye ve Azerbaycan ilişkilerinin temeli Şuşa Beyannamesi ile atılan resmi bir ittifaka dayanıyor. Bu beyanname, iki ülkenin herhangi bir dış tehdit karşısında ortak hareket etmesini, savunma sanayii projelerinde tam entegrasyonu ve Kafkasya'da barışın tesisini güvence altına alıyor. İlham Aliyev'in Ankara'da gerçekleşecek zirveye katılımı, bu ittifakın Orta Asya'daki diğer Türk devletlerine de örnek teşkil etmesi açısından hayati bir anlam taşıyor. Zengezur Koridoru'nun açılması yönündeki ortak çabalar da bu görüşmelerin değişmez arka planını oluşturuyor.
Günün sonunda, Ankara ve Bakü arasındaki iletişim kanallarının en üst düzeyde açık tutulması, her iki ülkenin de milli güvenlik stratejilerinin temel bir parçası. Telefon görüşmesindeki bölgesel meseleler vurgusu, aynı zamanda Ermenistan ile yürütülen normalleşme süreçleri ve İran'ın bölgedeki hamlelerine karşı ortak bir duruş sergileme ihtiyacından kaynaklanıyor.
Nededine Yorumu:
Diplomasi, en büyük krizlerin bile "kardeşlik hukuku" gibi şık ambalajlara sarılarak masada çözülme sanatıdır. Dışarıdan bakıldığında 21 Ekim tarihli bu telefon görüşmesi, standart bir zirve daveti ve bağımsızlık kutlaması gibi görünebilir. Ancak asıl mesele, birkaç gün önce patlak veren ve 31 Türk vatandaşının "istenmeyen kişi" ilan edilmesiyle sonuçlanan ideolojik çatlağın üzerini örtme çabasıdır. Azerbaycan'ın kendi anayasal düzenini ve katı laik yapısını koruma refleksiyle, Türkiye'deki bazı siyasi aktörlerin (başta Fatih Erbakan olmak üzere) sınır ötesi "zulüm" söylemleri fena halde çarpışmış durumda. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bu noktada devreye girip mevkidaşı Aliyev'i doğrudan Ankara'ya davet etmesi, hem iç siyasetteki tansiyonu düşürme hem de "aile içindeki meseleleri dışarıya yansıtmadan çözelim" mesajıdır. Zira milyarlarca dolarlık enerji anlaşmalarının, Şuşa Beyannamesi'nin ve Zengezur Koridoru gibi devasa jeopolitik hedeflerin, başörtüsü tartışmaları ve sosyal medya polemikleri yüzünden sekteye uğraması her iki başkentin de işine gelmez. Özetle; Ankara'da kurulacak zirve masası, sadece Türk devletlerini birleştirmekle kalmayacak, aynı zamanda Bakü ile Ankara arasında kırılan diplomatik fay hatlarını da sessiz sedasız onaracaktır.
