Enflasyon Verilerinde Kritik Eşik: Eylül Ayı Tablosu Netleşti
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), piyasaların ve milyonlarca vatandaşın haftalardır odaklandığı Eylül ayı Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) ve Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) verilerini resmen kamuoyuna duyurdu. Açıklanan resmi bültene göre, aylık bazda tüketici fiyatları %2,97 oranında artış kaydederken, yıllık enflasyon oranı ise %49,38 seviyesine geriledi. Böylece yıllık bazda uzun bir aranın ardından politika faizinin altına inen bir enflasyon patikası gözlemlense de, hanehalkının doğrudan hissettiği harcama kalemlerindeki yukarı yönlü sert ivme hız kesmeden devam ediyor. Para politikasında uygulanan sıkılaşma adımlarının ve arka arkaya gelen faiz artırımlarının iç talep üzerindeki soğuma etkisi sınırlı kalırken, hizmet ve gıda sektöründeki yapışkanlık makro dengeleri zorlamaya devam ediyor.
Piyasa aktörlerinin ve bağımsız iktisatçıların oluşturduğu konsensüs beklentisi, aylık artışın %2,20 ile %2,50 bandında kalacağı yönündeydi; ancak açıklanan veriler beklentilerin belirgin şekilde üzerinde gerçekleşerek dezenflasyon sürecinin ne kadar engebeli bir yolda ilerlediğini bir kez daha kanıtladı. Özellikle bağımsız araştırma grubu ENAG (Enflasyon Araştırma Grubu) tarafından paylaşılan alternatif hesaplamalarda yıllık tüketici enflasyonunun %88,63, aylık artışın ise %5,34 olarak tespit edilmesi, resmi istatistikler ile çarşı pazardaki fiili fiyatlama davranışları arasındaki makas tartışmasını yeniden alevlendirdi. Üretici fiyat endeksindeki yıllık artışın %33,09 seviyesinde kalması sanayi kanadında maliyet baskısının görece hafiflediğine işaret etse de, perakende zincirindeki fiyat katılığı kırılabilmiş değil.
Sepetin Zirvesindeki Kalemler: Eğitim, Konut ve Gıda Baskısı
Eylül ayı enflasyon sepetinin detaylarına inildiğinde, mevsimsel etkilerin ve yapısal problemlerin harcama gruplarını doğrudan rehin aldığı görülüyor. Okulların açılmasıyla birlikte eğitim harcamaları ana grubunda kaydedilen aylık %14,21'lik astronomik artış, ayın açık ara zam şampiyonu oldu. Özel okul ücretleri, servis tarifeleri, kırtasiye malzemeleri ve üniversite kayıt masraflarındaki kontrolsüz sıçrama, özellikle çocuklu ailelerin bütçesinde telafisi imkansız delikler açtı. Eğitimi takip eden bir diğer ağır kalem ise kira artış tavanının kaldırılmasının ardından serbest piyasa koşullarına geçen ve aylık %3,99 yükselen konut ile ulaştırma harcamaları oldu.
Gıda ve alkolsüz içecekler grubundaki yıllık fiyat artışı ise %43,72 olarak kayıtlara geçerken, taze meyve, sebze ve kırmızı et fiyatlarındaki kronik yükseliş trendi kırılabilmiş değil. Tarımsal girdi maliyetlerinin, mazot fiyatlarının ve lojistik giderlerinin yüksekliği, üreticiden tüketiciye uzanan tedarik zincirinde fiyatların dengelenmesini imkansız kılıyor. Konuyla ilgili makroekonomik görünümü değerlendiren Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kemal Vural, bültenin hemen ardından yaptığı analizde yapısal sorunlara parmak bastı: "Hizmet sektöründeki atalet ve kira kalemlerindeki katılık maalesef kırılamıyor. Politika faizini yüksek tutarak yalnızca talep kanadını kısmaya çalışmak, arz yönlü şokların ve eğitim gibi dönemsel zorunlu harcamaların yarattığı enflasyonist baskıyı tek başına söndürmeye yetmiyor. Beklenti yönetiminin çok daha kararlı ve inandırıcı bir çerçeveye oturtulması şart."
Tarihsel Süreç ve Ekonomi Yönetiminin Tutumu
Bugün gelinen dezenflasyon rotasını doğru okumak için, Türkiye'nin son beş yıllık para politikası serüvenine ve uygulanan heterodoks deneylerin mirasına yakından bakmak gerekiyor. 2021 yılının son çeyreğinde başlatılan düşük faiz eksenli ekonomi modeli, kuru ve tüketici fiyatlarını hızla yukarı fırlatmış, enflasyon 2022'nin sonlarında %85 bandını aşarak son çeyrek asrın en yüksek zirvesini görmüştü. 2023 genel seçimlerinin ardından Hazine ve Maliye Bakanlığı koltuğuna Mehmet Şimşek'in getirilmesi ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) yönetiminin baştan aşağı yenilenmesiyle birlikte geleneksel, rasyonel politikalara geri dönüşün ilk adımları atılmıştı.
Politika faizinin kademeli olarak %8,5 seviyesinden %50 düzeyine kadar tırmandırılması, piyasada Türk lirasına olan talebi canlandırsa da geçmişten devralınan yüksek baz etkisi ve bozulan fiyatlama ahlakı süreci uzatıyor. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, son enflasyon verisinin ardından yaptığı yazılı değerlendirmede kararlılık mesajını yineledi: "Aylık enflasyondaki geçici yükselişler dezenflasyonun ana eğilimini değiştirmeyecektir. Maliye politikası ile para politikasının tam koordinasyonunu sağlayarak kamu harcamalarını disipline etmeye ve yapısal reformlarla kalıcı fiyat istikrarını tesis etmeye kararlılıkla devam edeceğiz. Programımızın meyvelerini yılın son çeyreğinde çok daha net biçimde göreceğiz." Ancak piyasa yapıcılar, maliye politikasının yeterince daraltıcı olmamasını programın en zayıf halkası olarak yorumlamayı sürdürüyor.
Küresel Dinamikler ve Gelecek Senaryoları: Faiz İndirimi Hayal mi?
İçerideki bu kırılgan tablo yaşanırken, küresel merkez bankalarının attığı adımlar Türkiye ekonomisi için hem bir fırsat hem de ciddi bir risk alanı oluşturuyor. ABD Merkez Bankası (Fed) ve Avrupa Merkez Bankası'nın (ECB) küresel faiz indirim döngüsünü başlatmış olması, gelişmekte olan piyasalara yönelik sermaye akımlarını hızlandırma potansiyeli taşıyor. Ne var ki, TCMB'nin içerideki aylık enflasyon ivmesini kalıcı şekilde %1,5 - %2,0 bandının altına çekememesi, piyasaların sabırsızlıkla beklediği ilk faiz indiriminin tarihini sürekli olarak ileriye öteliyor. Yıl sonu için hükümetin Orta Vadeli Program'da (OVP) öngördüğü %41,5'lik enflasyon tahmininin tutturulabilmesi için önümüzdeki aylarda aylık artışların sert bir şekilde yavaşlaması gerekiyor.
Finans kulislerinde konuşulan temel senaryolara göre, sonbahar ve kış aylarında doğalgaz ile elektrik tarifelerinde yapılması muhtemel güncellemeler, asgari ücret pazarlıkları öncesinde enflasyon üzerindeki yukarı yönlü riskleri canlı tutuyor. Eğer Merkez Bankası, piyasa beklentilerinin aksine erken bir faiz indirimi adımına yönelirse, döviz kuru üzerindeki baskının yeniden artması ve dezenflasyon sürecinin tamamen raydan çıkması riski beliriyor. Uzmanlar, 2027 yılına kadar uzanan dezenflasyon patikasında tek haneli enflasyon hedefinin ancak ve ancak vergi reformları, kayıt dışılıkla tavizsiz mücadele ve tarımda yapısal bir üretim devrimiyle desteklenmesi halinde gerçekçi olabileceğini savunuyor.
Nededine Yorumu:
Rakamlar kağıt üzerinde "düşüş eğiliminde" diye manşet atan ekonomi bültenleri ile pazardaki tezgahlara yaklaşırken kalp çarpıntısı geçiren vatandaşın gerçekliği nihayet birbirine paralel iki ayrı evrene dönüştü! Yıllık enflasyon baz etkisiyle sözde gerilerken, market fişlerindeki toplam tutarın her ay uzay boşluğuna doğru fırlamasını halka "başarı hikayesi" diye sunmak doğrusu müthiş bir illüzyon yeteneği gerektiriyor. Sabit gelirlinin maaşı daha cebine girmeden okul taksidi, fahiş kira ve mutfak masrafları arasında buharlaşırken, "sıkılaşma sürecindeyiz, sabredin" masalını dinlemekten hepimizin cüzdanı kurudu, ruhu yoruldu; anlaşılan o ki hedeflenen tek haneli enflasyona ancak torunlarımızın emeklilik günlerinde rastlayabileceğiz!
