Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'da hafta sonu boyunca düzenlenen resmi etkinliklerle Cadılar Bayramı kutlandı. Uluslararası haber ajanslarının aktardığına göre, binlerce kişi ilginç ve korkutucu kostümlerle başkent sokaklarına akın ederek etkinliklere katıldı.
Riyad Sokaklarında "Korku Hafta Sonu" Etkinlikleri
Küresel çapta geleneksel olarak her yılın Ekim ayında kutlanan ve kökeni pagan gelenekleri ile Batı kültürüne dayanan Cadılar Bayramı (Halloween), son yıllarda Orta Doğu'nun en muhafazakar ülkelerinden biri olan Suudi Arabistan'da resmi destekle kendine yer bulmaya başladı. Başkent Riyad'da bulunan devasa eğlence kompleksi Boulevard Riyadh City bölgesinde organize edilen ve yetkililer tarafından "Korku Hafta Sonu" (Scary Weekend) olarak adlandırılan festivale, binlerce Suudi vatandaşı ve yabancı turist katılım sağladı. Sosyal medyaya ve dünya basınına yansıyan görüntülerde, katılımcıların zombi, vampir, hayalet ve popüler kültür canavarlarının kostümlerini giyerek sokaklarda yürüdüğü, hatıra fotoğrafları çektirdiği ve müzik eşliğinde eğlendiği görüldü. Kutlamalara katılanların kimliklerini gizleyen maskeler takması ve Batı standartlarındaki ağır makyaj tekniklerini uygulaması, ülkenin geçmişteki katı kurallarıyla büyük bir tezat oluşturdu. Organizasyon, Suudi Arabistan Eğlence Genel Otoritesi (GEA) tarafından desteklenerek geniş çaplı bir ticari turizm faaliyetine dönüştürüldü.
Veliaht Prens Muhammed bin Selman ve Vizyon 2030 Hedefleri
Ülkede son dönemde peş peşe yaşanan bu radikal sosyal değişimin temelinde, Veliaht Prens Muhammed bin Selman tarafından 2016 yılında kamuoyuna duyurulan "Vizyon 2030" projesi yatıyor. Suudi Arabistan'ın on yıllardır yalnızca petrol ihracatına dayalı olan ekonomik yapısını çeşitlendirmeyi ve ülkeyi küresel bir turizm, finans ve eğlence merkezine dönüştürmeyi amaçlayan bu proje, sosyal hayatta da sarsıcı reformları beraberinde getirdi. Riyad yönetiminin, özellikle genç nüfusun tatil için ülke dışına çıkıp harcama yapmasını engellemek ve milyonlarca yabancı turisti ülkeye çekmek amacıyla eğlence sektörüne on milyarlarca dolarlık devasa bir bütçe ayırdığı biliniyor. Vizyon 2030 çerçevesinde, daha önce ülkede kesinlikle yasak olan sinemalar yeniden açıldı, stadyumlarda kadın ve erkeklerin bir arada etkinlik izlemesine izin verildi, kadınların araç kullanma yasağı kaldırıldı ve dünyanın en ünlü sanatçılarının sahne aldığı elektronik müzik festivalleri düzenlenmeye başlandı.
Geleneksel Yapıdan Küresel Eğlence Endüstrisine Geçiş
Yakın geçmişe kadar Suudi Arabistan, katı dini kuralların günlük hayatı sıkı bir şekilde denetlediği, toplumsal cinsiyet ayrımının en üst düzeyde uygulandığı ve Batı kültürüne ait her türlü sanatsal veya kültürel kutlamanın kesin olarak yasaklandığı bir ülke olarak biliniyordu. Özellikle "Mutavva" adıyla anılan din polisinin sokaklardaki katı denetimleri, mağazaların namaz vakitlerinde zorunlu olarak kapanması ve kılık kıyafet konusundaki tavizsiz tutum, devletin küresel imajını belirleyen ana unsurlardı. Ancak son yıllarda bu kurumların yetkilerinin büyük ölçüde kısıtlanmasıyla birlikte, sokaklarda gözle görülür bir rahatlama ve serbestleşme yaşandı. Yabancı yatırımcıları ülkeye çekmek ve modernleşme adımlarını Batı dünyasına kanıtlamak isteyen yönetim, Cadılar Bayramı gibi Batı menşeli etkinlikleri sadece bir eğlence aracı olarak değil, aynı zamanda ülkenin "hoşgörülü ve yenilikçi" yeni vitrininin bir PR hamlesi olarak değerlendiriyor.
İslam Dünyasından Tepkiler ve Toplumsal Yankılar
İslamiyet'in en kutsal iki şehri olan Mekke ve Medine'ye ev sahipliği yapan bir ülkede, pagan kökenli ve tamamen Batı kapitalizminin tüketim kültürüne ait bir bayramın böylesine coşkulu ve devlet destekli kutlanması, hem ülke içinde hem de geniş İslam coğrafyasında yoğun tartışmalara neden oldu. Uluslararası sosyal medya platformlarında, bazı seküler kesimler bu durumu ülkenin özgürleşmesi ve dünyaya entegre olması olarak övgüyle karşılarken; çok sayıda muhafazakar kanaat önderi, sosyolog ve vatandaş bu değişimi "kültürel yozlaşma" ve "kimlik asimilasyonu" olarak nitelendirerek sert eleştiriler yöneltti. Kutsal topraklara yakın bir mesafede iblis ve canavar kostümleriyle sokak partileri düzenlenmesi, dini hassasiyetlerin sadece belli şehirlerin sınırlarına hapsedilip, başkentte tamamen seküler ve Batıcı bir yaşam tarzının inşa edildiği yönündeki iddiaları oldukça güçlendirdi.
Yeni Nesil ve Küresel Tüketim Kültürü
Bu sıra dışı etkinlikler, ülkedeki genç nüfusun küresel tüketim kültürüne ne kadar hızlı entegre edildiğini de açıkça gözler önüne seriyor. Nüfusunun büyük bir bölümü 30 yaş altında olan Suudi Arabistan'da yeni nesil gençler, sosyal medyanın ve küreselleşmenin etkisiyle dünyadaki popüler trendleri yakından takip ediyor. Hükümetin kasıtlı olarak açtığı bu yeni sosyal alanlar, gençler tarafından tüketim odaklı bir hevesle dolduruluyor. Ancak bağımsız Ortadoğu uzmanları ve sosyologlar, devlet eliyle ve dışarıdan dikte edilerek uygulanan bu hızlı sosyal vizyon değişimlerinin, toplumun kadim muhafazakar dinamikleriyle er ya da geç sert bir şekilde çarpışacağı uyarısında bulunuyor. Sadece ekonomik çıkar ve dış imaj uğruna köklü kültürel kodlarda açılan bu büyük gediğin, uzun vadede nasıl bir toplumsal faturaya yol açacağı merak konusu olmaya devam ediyor.
Nededine Yorumu:
Batı medeniyetinin o içi boş, ruhsuz ve tamamen tüketim tapınmacılığına dayalı seküler yaşam tarzının, bugün İslam'ın kalbi sayılan topraklarda "çağdaşlık" ve "gelişim" ambalajıyla ne yazık ki resmi makamlarca pazarlandığını derin bir esefle izliyoruz. Modernleşmeyi; bilimde, teknolojide, üretimde veya ahlaki erdemlerde yücelmekte değil de, kökeni tamamen pagan ayinlerine dayanan kapitalist bir karnavalda, zombi kılıklarına girip sokaklarda şaklabanlık yapmakta arayan bu vizyonsuz zihniyet, küresel sisteme yaranma çabasının en sefil ve trajikomik örneğidir. "Gelişim" ve "dışa açılma" kisvesi altında o mukaddes topraklara pompalanan bu kültürel çürüme, ne bir özgürlük adımı ne de bir medeniyet atılımıdır; bu, sadece kendi kadim değerlerinden, ahlakından ve inanç köklerinden utanarak Batı'nın sahte eğlence putlarına boyun eğmektir. Mukaddesatın hürmetini, üç beş kuruşluk turizm geliri ve riyakar Batı medyasından koparılacak bir "aferin" uğruna pervasızca ayaklar altına alan bu seküler savrulma; muhafazakarlığın ve kendi medeniyetine sahip çıkmanın asla bir siyasi parti veya rejim meselesi olmadığını, bilakis sarsılmaz bir iman, şahsiyet ve duruş meselesi olduğunu hepimize acı bir şekilde ispatlamaktadır. Bizlere düşen, bu küresel mankurtlaştırma ve asimilasyon kasırgası karşısında kendi köklerimize, aile kurumumuza ve o sarsılmaz ahlaki pusulamıza hiçbir dünyevi menfaate aldanmadan, dimdik ve partiler üstü bir vakarla sahip çıkmaktır.
