Azerbaycan'da 21 Eylül 2026'daki kıyafet kararı sonrası başörtülü öğrencilerin okullara alınmaması, ülkede boykot ve protestolara yol açtı.
Düzenlemenin Hukuki Çerçevesi ve Uygulama
Bakanlar Kurulu tarafından yürürlüğe konulan yeni eğitim mevzuatında başörtüsü açık bir şekilde yasaklanmıyor. Ancak metinde yer alan "okul üniformasının bütünlüğünü bozan" ve "eğitimin laiklik ilkesine aykırı" ek kıyafetlere izin verilmeyeceği maddesi, okul yönetimleri tarafından katı bir şekilde yorumlandı. Bu esnek ifadenin ardından, Bakü sınırlarındaki Mehdiabad kasabasında yer alan 3 No'lu Okul idaresinin başörtülü 23 öğrenciyi derslerden çıkardığı rapor edildi. GZT'nin sahadan aktardığı bilgilere göre, söz konusu kısıtlamalar sadece öğrencilerle sınırlı kalmadı; başörtülü kadın öğretmenlerin de mesleki standartlar gerekçe gösterilerek okullara girişlerinde ciddi engellemeler yaşandı.
Sosyal Medya Sansürü ve Öğrenci Boykotu
Okul girişlerinde yaşanan bu engellemelerin sosyal medyada hızla yayılması, toplumda büyük bir tepki doğurdu. Başörtülü öğrencilere destek vermek isteyen sınıf arkadaşları, derslere girmeyi reddederek ülke çapında bir dayanışma boykotu başlattı. Eylemlerin dijital ortamda büyümesi üzerine Azerbaycan genelinde Instagram ve TikTok platformlarına erişim kısıtlamaları getirildi. Ayrıca süreci ve hükümetin politikalarını eleştiren din adamı Abgül Süleymanov, paylaşımları sonrası mahkeme kararıyla 30 günlük idari hapis cezasına mahkum edildi. Gözaltı ve internet kısıtlamaları, krizin bir eğitim sorunu olmaktan çıkıp ifade özgürlüğü tartışmasına dönüştüğünü kanıtlıyor.
Aliyev'in Açıklamaları ve Gelecek Senaryoları
Ülkede üniforma tartışmaları aslında yeni bir olgu değil; benzer bir gerilim 2010 yılında dönemin Eğitim Bakanı Misir Merdanov döneminde de yaşanmış ve sokak protestolarına sahne olmuştu. Olayların yeniden alevlenip dış basında geniş yer bulması üzerine 2 Ekim 2026 tarihinde bir konuşma yapan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, ülkesinin yaşam tarzına ve iç meselelerine dışarıdan müdahale edilmemesi gerektiği konusunda net uyarılarda bulundu. Özellikle Türk medyasından gelen eleştirilere bir cevap niteliği taşıyan bu çıkış, sorunun diplomatik yansımaları olabileceğini gösteriyor. Hükümetin yönetmelikteki muğlak ifadeleri net bir hukuki zemine oturtmaması halinde, ülkedeki laik eğitim modeli ile din özgürlüğü arasındaki kutuplaşmanın daha da derinleşmesi öngörülüyor.
